Rss Feed

Sherlock Holmes

Reflective not heroic leadership VIEWPOINT


En son ne zaman birinin ceketinin kolundan yazar olduğunu, eşinden boşandığını ve sigara içtiğini anladınız ?

Kuvvetle muhtemel hiç bir zaman. Sherlock'u Sherlock yapan buydu aslında. Senin göremediğini görmesi, farkedilmeyeni farketmesi...

Aklınızda bulunsun sizinle konuşmaya gelen birinin ceket kolunda kül kalıntıları olması; sigara kullandığını, ceketinin yıkanmamış ve bakımsız olmasından boşanmış olduğunu ve dirsek kısımlarındaki aşınmadan sürekli yazı yazdığını dolayısıyla boşanmış olduğunu anlayabilirsiniz. İlerde işinize yarayabilir belki :)

Twitter Ve Yüz Kırk Karakter

twitter'da 140 karakter



Günümüzde insanlar twitter'da kullanılan yüz kırk karakterin yetersiz olduğundan, anlatmak istediklerini yeterince anlatamadıklarından söz ediyorlar.

Peki durum gerçekten böyle mi ? Twitter'daki gibi yüz kırk karakter bazı olayları ifade etmede yetersiz mi ?

Ben öyle düşünmüyorum. Zira annelerimizin 'çay sevmez o' veya 'evde görüşürüz seninle' cümleleri hem fazla karakter içermez hem de son derece derin anlamlar taşımaktadır.
Ya da otobüs şoförünün 'arkayı beşleyelim' , 'ücretleri göndermeyen var mı ?'; liseli bir öğrencinin '0.5 ucu olup da vermeyen...' ; öğretmenin 'arka dörtlüyü dağıtacağım en sonunda' ; arkadaşın sevgilisinden ayrılan arkadaşı tesellisindeki 'boşver oğlum, o kız yakışmıyordu zaten sana'; sevgilinin 'peki, iyi eğlenceler sana' cümleleri bu az olmasına rağmen öz olan cümlelere örnek olarak gösterilebilir. Hayat Twitter'la aynı değildir.

Ama hepsinin yanında bana göre yüz kırk karakter olmamasına rağmen en fazla anlam içeren cümlelerden biri; Bosna'lı bir çocuğun annesine sorduğu sorudur: 'Küçük çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?'

İlişkiler Üzerine


                    kotuadam.org


Günümüz tüketim ve emilim toplumunda ilişkiler de aynı emilim sürecini yaşıyorlar.
İnsanların birbirlerine olan tahammülsüzlüğü ve karşılık bekleyerek sundukları sözde sevgileri; birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açıyor aslında.

Mesela; sevgili, arkadaşlarıyla buluşmuşsa her fırsatta mesaj atılıp tavır belli edilir, 'hmm arkadaşlarınlasın heralde, peki, iyi eğlenceler sana' benzeri cümlelerle candan bezdirilir.

Sevgili, karşı taraftan önce uyumuşsa, o zavallı başına geleceklerden habersizdir. Ertesi gün boyunca tavır yiyecektir, iletişim kopukluğuna maruz kalacaktır.

Eğer sevgili doğum günü, yıl dönümü vb. özel günlerden birini unutmuşsa yaşamından endişe edebilir. Çünkü yaşamdan bıktıracak derecede tavır yiyebilir.

Bu kadar ayrıntıda boğulan insanların birlikteliklerinde mutlu olmaları, çayda uzun süre bekletilen bisküvinin çayın içine düşüp çay kaşığıyla tekrar bütün halinde alınması kadar imkansızdır aslında.

Biriyle birlikte olmakla birine sahip olduğunu zannetmek aynı şey değildir. Hayat kişiseldir, isteğe göre paylaşılır :)





Geçici Seçicilik


  Madem öğrenci veya bekar evi çilesinden başladık konunun buradan devam ettirilibilitesi var. Malumunuzdur, anne kucağında, sıcak yuvanızda ikamet ederken pişirilen ve nedense toplum genelinde (kendi zevklerimi toplum geneline vuracağım büyük bir egoizmle) kabul görmemiş brokoli, karnıbahar, pırasa, karnıyarık vb. yemeklere burun kıvırmaktır, "anne yea ben bundan yemem başka bişey yok mu" demektir yemekte seçicilik.


  Velhasıl önümüze sunulan hazırlanmış ve beğenmediğimiz yemekler gün gelir mumla aranır olur. Bu bazen bir yurtta görevli kadının pişirdiği, suda hayatta kalmaya çalışan nohutlardan oluşan ve uyduruk "prenses çorbası" adını almış çorbadan, bazen evde pişirilmeye çalışılıp başarısızlıkla sonuçlanan hindi dolmadan (tecrübeyle sabittir) kaynaklı olabilir.
  Haliyle o zamanında beğenmediğiniz yemeklere uyguladığınız seçiciliğin geçiciliğine maruz kalırsınız.


  Çok farklı bir boyutu daha var tabi ki olayın. Bizlerin seçiciliğe maruz bıraktığımız her bir lokmayı çocuğuna ulaştırabilmek için her şeyini feda edecek annelerle aynı gezegende yaşıyoruz biz... Bu açıdan düşünülünce herhangi birinin; en azından vicdan sahibi birinin, yemek seçme olayının tamamen lüks olduğunu algılaması uzun sürmeyecektir aslında.


  O halde "Afrika'da bir anne çocuğuna; 'Tabağını bitir!' diye bağırana kadar, dünyadaki bütün tabakları kırmak istiyorum."  

Serdar Ortaç Sorunsalı


                                                                                       sendecoksirinsinsinema.blogspot.com


Aslında 90'lı yıllarda göbekten zeytin yemesiyle başlayan ama o zaman işin ciddiyetinin anlaşılmadığı, hep var olan sorunsaldır. Kendisi mantık sınırlarını zorlayan şarkı sözleriyle, nasıl oluyorsa hep popüler olmayı başarmıştır. Dinleyici kitlesi şarkı sözlerinde anlama değil, kafiyeye önem veren şairane insanlardır.
Olayı çok tanımlamaya gerek duymadan, en açıklayıcı olabilecek şarkı sözlerinden birini paylaşıp insanlığa hizmet etmek isterim:
   Full İhtişam ( Full İhtişam nedir ya :()     
Dünya benim olsa,neler isterdim
Önümüz kötü karakış,bir yürek,bir de aşk.
Kısmen ve cismen,seninim derdim.
Bıktım yüzünüzden,bu ne hırs bu telaş.
Sonumuz ayrılık,yolumuz aşk olsun,
Bize bakan gönül,full ihtişam dolsun.

Slash - Anastasia



Günlerce aklımdan çıkmayan enfes şarkıdır kendileri. Tavsiye ederim size de :)

Havaya Mektup




 Sevgili Hava;

  Biliyorum ki elinde olmayan sebeplerden dolayı şu sıralar bize türlü işkenceler çektiriyorsun. Sıcak kelimesinin kifayetsiz kaldığı yerdeyim şu anda. Bu kadar nemi en son geçen yıl Damlataş Mağarası'nda ve Amazon Ormanı süsü verilmiş Florya Akvaryum'da hissetmiştim.

  Serinlemek için duş almak, daha duştayken terlemek yüzünden sonuçsuz kalıyor. Dışarı çıkmak işkencenin farklı bir boyutu. Bikini Kasabası halkının bile bizden daha kuru olduğuna inanıyorum. Şu sıralar Kuzey Kutbu'nun hangi bölgelerinde yerleşim kurabilirim, onu araştırıyorum. O derece yani, 38 derece yani :(

  Ha, diyeceksin ki Ozonosfer, sprey deodorant, atıklar... Haklısın. Ne ettilerse ben onu çekiyorum sanırım.
  Bu noktada senden bir ricam olacak. Sadece bana özel bir soğuk hava kütlesi mümkün müdür acaba ?

  Cevabını en kısa zamanda bekliyorum. Toparlan, Kendine gel bebeğim. Öptüm.